• Bademli Gevrekler
  • Baharatlı Fındıklı Kurabiye
  • Susamlı Cipsler
  • Bergamot Limonu Reçeli
  • Balkabaklı Rulo Pasta
  • Şiveydiz...

31 Ağustos 2014 Pazar

Cevizli Köfte - Gaziantep27 Gazetesi yazısından...

7 yorum




Merhabalar...

Şehrimizin her köşesinde sırf bu köfteyi satmak için açılmış dürümcüler vardır. Sevildiğini anlamak bu nedenle çok zor değil.
Haşlanmış patatesle yapıldığından çiğ köfteyi yemekten kaçınanlar için güzel bir alternatif bana göre. Tadının güzel olmasının yanı sıra yapımının da zaman almaması kalabalık misafirlere hızlıca hazırlanabilecekler arasında.

Damak tadı gelişmiş Antep halkının bu köfteyi seviyor olması tarif için iyi bir referans olmalı. 

Cevizli Köfte
  • 1 çay bardağı köftelik siyah bulgur
  • 1 çay bardağı sıcak su
  • 1 çay bardağı domates salcası
  • 2 orta boy haşlanmış patates
  • 2/3 çay bardağı isot biberi
  • 2/3 çay bardağı zeytin yağ
  • 2/3 çay bardağı ince kıyılmış ceviz
  • 1 küçük soğan
  • 1 diş sarımsak
  • Köfte baharatı, kırmızı biber, karabiber, tuz
Yapımı:
  • Orta boy bir tepside köftelik bulgur sıcak ve kaynamış su karıştırılır 4-5 dk bekletilir.
  • Salça, patates, isot, incecik kıyılmış soğan ve sarımsak, baharatlar da ilave edilerek yoğrulur.
  • Yağını ve cevizini de ekleyerek servis edilir.

Bir önceki yazımda kişisel ilk yardım çantasından bahsetmiştim. Daralıp, bunaldığınızda ruhunuza inşirah olacak her ne ise onları seçip düşünce dünyanızda bir köşeye kaldırın ki zor zamanlarda kullanabilesiniz. Bu insanın kendini tanıması ve nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğu ile alakalıdır. 

Mutsuz olmadığımızı farkettiğimizde mutluyuzdur aslında.”  demiş Dostoyevski. 
Hayatta hiç bir zaman sığ bir mutluluğun varlığına inanmadım. Mutluluk dediğin kısa kısa keyifli anlardan ibaret benim için. Mutluluğumuz bize bağlı... hayata nereden baktığımız ile ilintili.

Gündelik hayatın hengamesi, ebeveynlik her ne kadar unuttursa da; sevgili ile bir anlık bakışmadır mutluluk. O bakışın içinde bir ömür vardır belki de. Söylenmemiş, ifade edilmemiş cümlelerin olduğu sıcacık bir bakış....

Çocuklar ile birlikte yapılan keklerin, kurabiyelerin eve yayınlan kokusudur belki de. Ya da ruhunuza ilaç, huzurunuza eş bir müziğin melodisindedir.

Okuduğunuz kitabın size yeni ufuklar açan, hayatta başka başka pencerelerin olduğunu hatırlatan satırlarındadır. Aslında hepimizin hayata bir pencereden baktığı ve buradan gördüğü manzarası hayatta durduğu yer ise diğer pencerelerden hayatın nasıl göründüğünü merak etmektir. Arka bahçeye bakan manzaranın nasıl göründüğünü düşünmek, hayal etmek, belki de gidip oradan da bakmaktır hayata.

Pahalı bir şey değil hem mutluluk, oldukça ucuz, belki de bedava. Yeter ki görmek istesin göz, ruh hissetmek istesin.
Yoksa hiç zor değil bir kahvaltıda kekikli zeytin ile mutlu olmak, cevizli salata ile yüzünü güldürmek, orkidenin yeni açan çiçeğine sevgi ile bakmak, değişen mevsimler ile yenilenmek, erik mevsimi geldi diye sevinmek...  bir fotoğraf makinenin kadrajından ruhunuza yansıyan  görüntü ile huzur bulmak, çiçekli bir kumaşın renkleri ile keyiflenmek, miskin bir kedinin ip yumağı ile oyununa gülmek, içinizdeki dünya için bir inşirah dilemek, dua etmek, hayatın rengine, uyumuna, sevdiklerine, dostlarının varlığına, sağlığına, düşüncene, sahip olduklarına, olamadıklarına, vel hasıl Ondan gelene şükretmek, Yaradan'a teslim olmak...

Çok paraya sahip olup, çok iyi makamlarda olmak demek değil mutluluk. İnsanın maddesinden, yani sahip olduğu şeylerden yorulduğu olur da, küçücük bir kalbin, kocaman bir ruhun işine yorulduğu olmaz.
Bu nedenle kişisel ilk yardım çantam hep minik ve keyifli anlardan ibarettir. Bir nefeslik ömür için, bir nebze huzuru çok görmeyin kendinize...
Sağlıcakla kalın.
Mutlu hafta sonları...

20 Aralık 2013 Cuma

Kaymaklı Poğaça

3 yorum


 
Merhabalar,
Yumuşacık dokusu, mis gibi damağa yayılan kokusu ile sabah kahvaltılarınızı şenlendirecek bir poğaça bu.
İçerisinde mayanın olmayışından dolayı poğaçadan çok çöreği andırıyor. Çok kolay hazırlanıyor olması kısıtlı zamanı olanlar için cezbedici olabilir. 


Malzemeler:
  • 125 gr kaymak
  • Yarım çağ bardağı sıvı yağ
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • Yarım su bardağı rendelenmiş beyaz peynir
  • 1 yumurta
  • 1 pk kabartma tozu - tuz
  • Aldığı kadar un
  • İsteğe göre çok az dereotu-maydanoz-nane
  • Üzerine yumurta sarısı
Yapımı:
  • Yoğurma kabına; kaymak, sıvıyağ, peynir, yoğurt, yumurta, dereotu, maydanoz ve tuzu alın.
  • Kabartma tozu ve azar azar un ilave ederek yumuşak bir hamur elde edinceye kadar yoğurun.
  • Hamurdan küçük parçalar koparıp, yuvarlayın.
  • Yağlanmış fırın tepsisine dizin ve yumurta sarısını sürün.
  • 180 derece önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
  • Ilık olarak servin edin.

Bir önceki yazımda hayattaki güzellikleri yakalamak sizin elinizde demiştim. Pratikte zor, teoride telaffuzu kolay bir cümle. Nasıl yakalanır, nerede bulunur bu güzellikler diye sormadan edemiyor akıl.
Kaldı ki, kadını cinsel obje, erkeği finans kaynağı olarak görmenin ötesine geçirememiş,
Ne düşündüğünden çok; ne yiyeceğine, ne giyeceğine önem veren,
Kabul edilir olanın marka ve lüks olduğunu sanan,
Karşısındakinin düşüncelerinin de en az kendininki kadar önemli olduğunu düşünemeyen,
İnsanların çeşitli maskeler ile birbirini aldattığı bir toplumun parçası isen tabi ki çok zor... Bu listeye onlarcası daha eklenebilir.

Bu sorgulamalar sırasında Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde piramidin hangi katmanında  olduğumuzu düşünüyorum. Piramidin ilk basamaklarındaki; fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyacı, sevme-sevilme ihtiyaçlarını henüz tamamlayamamış, çeşitli tabulardan dolayı bastırılmış duygular yaşayan, namusun sadece kendinde var olduğunu sananların tabi ki üst basamaktaki saygı-saygınlık, bilme-anlama, hümanizm, sosyal kalıplaşmaya direniş, içten geldiği gibi davranma, kendine yetme, sanat, estetik gibi kavramları algılaması ve sosyal hayatına adapte etmesi beklenemez.

Bu nedenle trafikte; küfredercesine araç kullananların, delicesine kornaya abananların, yolu sadece kendine ait sananların hayat ile ilgili sorunları olduğunu düşünürüm. Henüz tamamlanmamış basamakları var der, gülüp geçerim. Başka türlü bu şehirde akıl sağlını korumanın imkanı yok gibi.

Pek zor güzeli görmek, güzeli yaşamak... Bu nedenledir Depresif Pollyanna hallerim.

Hal böyleyken çok uzağa gitmeden işe kendimizden başlayıp, zor anlarda kullanılmak üzere "kişisel ilkyardım çantası" hazırlamak lazım...

Kişisel ilkyardım çantasını da bir sonraki yazıda konuşalım...

Sağlıcakla kalın.

Mutlu hafta sonları...

Tarif Sofra Dergisinden alınmıştır.

6 Aralık 2013 Cuma

Maklube Pilavı

5 yorum
 

 
Merhabalar...
 
Maklube Pilavı bir Arap yemeği olduğundan, adını Arapçada ters çevirmek anlamında kullanılan "maklub " kelimesinden almış. Arap kültürünün hakim olduğu Mardin ve Siirt tarafında çokça yapılan yemeklerden biri.
Ben ise yıllar önce blogdaki arkadaşlarımdan görmüş hazırlamıştım.
 
Davet sofralarında oldukça ilgi çekici olmasının yanında çok da beğeni kazanması en güzel taraflarından biri.
Hazır son günlerin popüler yemeği iken ben de burada sizlere anlatmak istedim. 
 


Pilavın çok değişik hazırlanış şekilleri var. Herkes kendi mutfağının şefi olduğundan istediği gibi çeşitlendirip, şekillendirebilir. Mutfakta olmazsa olmazları asla sevmemişimdir zaten.
  • Patates ya da patlıcan kızartılıp zemine yerleştirip hazırlanabilir.
  • Kızartılan patlıcan ya da patatesleri zemine yerleştirmek yerine pilavın çevresini saracak şekilde tencereye dizerek de pişirilebiliyor.
  • Et kavururken çam fıstığı ve badem eklenebilir. Pilavını da farklı baharatlar ile tatlandırabilirsiniz.
  • Et yerine tavuk kullanılabilir.
Kızarmış sebzeler pilavı ağırlaştıracağından kullanmamayı tercih etmiyorum. Sadece et ve pilavın uyumu da oldukça güzel zaten.

Malzemeler:
  • 1kg kuzu eti
  • 1 su bardağı pirinç
  • 1.5 su bardağı et suyu ve su karışımı
  • Yeteri kadar tereyağ
  • 1 adet kuru soğan
  • Tuz-karabiber
Servis için ; mevsim salatası ve yoğurt

Yapımı:
  • Eti ve kuru soğanı bir miktar su ile tuzunu ilave ederek haşlayın.
  • Eti haşladıktan sonra bir kevgir yardımı ile pilavı pişireceğiniz tencereye alın.
  • Et suyunun içindeki haşlanmış kuru soğanın bir kısmını buraya alabilirsiniz. Dilerseniz kuru soğanı et suyu ile haşlamayıp bu aşamada doğrayıp kavurabilirsiniz de fakat eti haşlarken kuru soğanın ete kattığı lezzeti çok beğeniyorum.
  • Eti bir miktar tereyağ ve çok az karabiber ile biraz çevirin ve tencerenin tabanına kaşık ile boşlukları kapatacak şekilde düzenleyin.
  • Yıkadığınız pirinçleri etin üzerini kapatarak ilave edin.
  •  Pirinci ölçtüğünüz kap ile 1 bardak et suyu, yarım bardak kaynamış suyu pirinci dağıtmadan ekleyin.
  • Tereyağ ve tuz ilave ederek kısık ateşte pilavınızı pişirin.
  • Suyunu çektikten kısa bir süre sonra genişçe bir tepsi ya da tabağa tencerenizi ters çevirin.
  • Yağsız salata ve yoğurt ile servis edin. 



Antep sofralarının vazgeçilmezi köfte, kısır gibi,  Çeçenlerin cirdingişi, muharrem ayının aşuresi gibi tek başına yenilmeyen, kalabalığı seven bir pilav.

Kocaman kalabalık sofralarda lezzet ile buluşmanın en keyifli hali belki de. Bence bu tür yemekler aile içi motivasyon için de oldukça önemli. Hatta çocuklarınızın hafızasında bu tür yemekler ile yer edinebilirsiniz. Tam bir anne spesiyali yani...

Oğlum Utku'nun en sevdiği pilav budur. Yıllar sonra annesinden uzaktayken bir koku anımsayıp "ahh ahhh annemin pilavı olsa da yesem" diyecektir belki de.

Kokunun insan hafızasındaki bu yaramaz oyununa psikolojide Proust etkisi (Proustian Memory) deniyor. Fransız romancı olan Proust'un 17 yılda yazdığı "Kayıp Zamanın İzinde" adlı 7 ciltlik kitabı; yediği madlen(madelein) kurabiyenin kokusu ile çocukluğuna dönüşü ve geçmişini anımsaması ile başlar.

Hepimizin hafızasında yer edinmiş "madlen kurabiyeleri" vardır. Bazı zamanlar olur ki, binamıza girdiğimde her daireden yayılan yemek kokusu ile ne piştiğini tahmin etmeye çalışırken, birden anneannemin apartmanındaki kokuyu anımsayıp merdivenlerde telaşla koşup anneanne ve dedesine kavuşmaya çalışan küçük kız çocuğu oluyorum. Ya da naftalin kokusunun çocukluğumun o çok merak ettiğim, efsunlu hissettiğim sandık odalarına götürmesi gibi...

İnsanın kendi kokusuna ve sesine yabancı olması da garip bir ironiyi barındırır içinde.
Hal böyle iken eşiniz, dostunuz, çocuklarınız ile geçireceğiniz her yaşanmışlığın kokusunun varlığını düşünürsek, hepsi geleceğe atılmış birer ilmik...
Tüm bu ilmiklerin hepsinin güzel olması mümkün olmayabilir, fakat güzellikleri yakalamak sizin elinizde.
Geleceğinize güzel ilmikleri atabileceğiniz, mutlu bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile...

Sağlıcakla kalın.

4 Aralık 2013 Çarşamba

Kaşarlı Ekmek

5 yorum
 
Merhabalar.
Basit ve sade olmasına karşın bir o kadar da lezzetlidir kaşarlı pide.
Sadece kaşar ve ekmeğin buluşmasından meydana gelmediğine bakmayın.
Küçük dokunuşlarla tadına doyulmaz bir lezzet oldu.


Malzemeler:
  • Hamburger ekmeği
  • 2 yemek kaşığı tereyağ
  • Yarım çay bardağı süt
  • Yeteri kadar kaşar peyniri
  • 1 küçük diş sarımsak
  • tuz-karabiber
  • süslemek için maydanoz
Yapımı:
  • Hamburger ekmeğinin üst kısmından tamamını kesmeyecek şekilde kare dilimleyin.
  • Tereyağını eritin, sarımsağı rendeleyin, süt tuz karabiberi bir karışım yaparak ekmeğin aralarını açarak bu karışım ile ıslatın.  
  • Kaşar peynirini ekmeğin dilimleri arasına yerleştirin.
  • 180 derecede üzeri kızarıncaya kadar fırınlayın.
Hamburger ekmeği bulamazsanız somun ekmek ile malzemeleri aynı oranda arttırarak hazırlayabilirsiniz.



 
Zihnimin çekmecesinde bir çok anı var bu ekmek ile ilgili. Günün herhangi bir saatinde sınavdan çıkmış gelmiş, açlıktan gözü dönmüş bir arkadaşınızı bu güzel ekmek ile memnun etmek çok kolay örneğin. Aniden planlanmış pazar kahvaltılarında ya da kurt gibi acıkmış çocuklara bir çırpıda hazırlanacak alternatifler arasında olabilir.
En çok kahvaltıya yakıştırıyorum. Yanına pek çeşit istemeyen kaşarlı ekmek, salatanın da eşlik edeceği mütevazi sofralar için birebir.
 
Yemek hazırlamanın keyif verdiği, mutfakla barışık olduğum zamanlar vardır. Hal böyle olunca bu anları değerlendiririm. Eş dost ile aynı sofrada olmak, yemeklere lezzet katan muhabbetlerin olduğu buluşmalar başlar. Fotoğraflayıp anı çekmecemize attığımız anlarımızdan en keyifli olanları bana göre.
 
Böyle zamanlarda on beş çeşit yiyeceğin olduğu masalar hazırlamışlığım dahi vardır. Anadolu kültürünün verdiği o misafirperverlik duygusunu bir Antepli olarak abartmış da olabilirim evet. Belki içinde biraz gösteriş de olabilir. Ya da kendini kanıtlama  çabası. Siz buna ne derdiniz bilemem ama bir süre sonra buna ne gerek var diye sorgulamaya başladım.
 
Leonardo Da Vinci'nin "sadelik en büyük gelişmişlik düzeyidir" anlayışı ile yola çıkıp asıl olanın kendine zaman yaratmak ve o zaman dilimini sevdiğin insanlar ile paylaşırken içtenlikle göz göze gelebilmek olduğunu anlıyorum. Yemekmiş, masaymış, düzen tertipmiş, kullandığın yemek takımı, masanın örtüsü, peçetenin rengi vs. bunların hepsi basit ayrıntılardan ibaretmiş. Samimiyetin olmadığı masaların aslında hep eksik kaldığıymış.
 
Kocaman hırslarımızın olduğu bu dünyada küçük mutluluklara hayatınızda yer açmanız dileğiyle.
 
Sağlıcakla kalın...
 
Bu tarifi ilk olarak Sağlıklı Mutfak yazarı sevgili arkadaşım Hilalde görmüştüm. Sevgilerimi iletiyorum buradan da.
 

26 Kasım 2013 Salı

Gaziantep27 Gazetesi ile Merhaba...

4 yorum
23.11.2013 Gaziantep27 Gazetesi Köşe Yazısı:

Ben Ra...

30 küsür yıl bıraktım geride...

Durdum, dinlendim, yürüdüm... Sordum, buldum, anladım, kararsız kaldım, telaşlandım, merak ettim, çoğaldım. Yetmedi... Eksik kaldı söylediklerim...
Henüz çok yol var alınması gereken.

Burada devam etmek istedim söyleyeceklerime. Sevgili dostum Leyla ÖZEKŞİ'nin cesaretlendirmesi ile.

Basit, uygulaması kolay tarifler ile başlayalım.

Genel malzemeler ile damak tadınıza göre tatlandırmanızı tercih ettiğim için ölçüsüz yapabilirsiniz.

Mercimekli Ispanak Salatası




 Malzemeler:
  • Temizlenmiş ıspanak
  • Haşlanmış yeşil mercimek
  • Dereotu
  • Havuç
  • Yeşil soğan ya da kuru soğan

  • Süslemek için; nar ve ceviz
  • Sos için; zeytinyağ, nar ekşisi, limon, balsamik sirke, tuz, kırmızı biber
 Yapımı :
  • Sosu ayrı yerde hazırlayın ve bekletin.
  • Ispanakları, dereotunu, havuç ve soğanı ince ince kıyıp tüm malzemeye sosunu ilave edip karıştırın. Geriye süslemek için nar ve cevizleri eklemek kalıyor.
  • Yeşil mercimek yerine ince bulgur, kuskus makarnası, kuru börülce(lolaz) gibi alternatifler kullanılabilir.
Aslında kendilerine salata demek biraz haksızlık gibi geliyor bana. Bildiğimiz ara öğün olur bu salatadan. Ya da hafif bir akşam yemeği. Tavuk, balığın yanına doyurucu bir salata da olabilir.

Ra kimdir derseniz,
Biraz Antepli, biraz Maraşlı, sonradan Egeli, kendi kültürünün mutfağına aşina, dünya mutfağına meraklı, butik pastacılığa pek hevesli, 2005'den bu yana "bebeklimutfak" ve "ramutfakta" yemek bloglarının yazarıdır Ra...

Kimliğim, sıfatım "oğlunun annesi"... Gerisi teferruat.
Hani şu çok önemsediğimiz ismimizin önüne aldığımız sıfatlarımız...Hepsini yok sayıyorum ben.

Ruhumda var isyan evet... Kabul edemem bir çırpıda. Kırıldıysam gözlerinin içine bakmam karşımdakinin, konuşamam, bir şey yokmuş gibi davranamam...

Planlayıp iş yapamam, o an ne estiyse, ne gerekiyorsa.
Geriye dönüp de hayıflanmam. Öyle olması gerekiyormuş olmuş... Teslimiyet değil bu. İç huzur sadece. Yaptıklarına kefil olma yürekliliği.

Dost muyum ? Belki evet belki hayır. Her insan kadar kötü bir çok insan kadar iyi...

Doğru bildiğim ise; kimse eşit değil nazarımda. İnsan ayrımı yaptığım doğrudur. Düşüncenin derinliğidir değer verdiğim, isimlerin önündeki sıfat değildir. Her insanı sevmem. Her insan da beni sevmesin zaten. Üzülürüm...

İnsanlarım var değer verdiğim... Dostlarım var emek verdiğim, sevdiğim. Omzuna başımı yaslayacağım insanlarım... Düşsem kaldıracak, yanılsam düzeltecek insanlarım... En büyük hazinem.

Yoktur eyvallahım kimseye. Hesabım sadece doğurduğuma.

Ben Ra...
Milojiden bildiğiniz değil adımdan dolayı kısaca Ra...
İlişkilendirmek gerekirse, ışık kaynağı olan Ra...
Zihinlerde bir ışık, bir kıvılcım olmak niyet.
Selametle...

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Analı Kızlı - Ekşili Ufak Köfte

15 yorum

Merhabalaarr...
Kışa dair son tarifim. Rengarenk tabakların, meyveli tatlıların, sorbelerin, dondurmaların zamanı çoktan geldi. :))

Analı Kızlı kış yemeğidir. Uzun süredir yayımlanmak için beklediğinden geç kalınmış bir tarif. Büyük olan köftelerin içinde küçük bir sürpriz var. :)) Ona anası deniyor ve oğlumun en sevdiği onlar... Diğerleri de kızları olmalı. Analı Kızlı ya da Ekşili Ufak Köfte; Gaziantep mutfağının önemli yemeklerinden.


 
  
 

Göz kararı ölçü ile yapıldığından tam ölçü vermek benim için çok güç. Bu nedenle kimseyi yanıltmamak için sadece fotoğrafları paylaşmayı uygun gördüm. İnternette de pek çok tarif mevcut.

Yaz tarifleri ile buluşmak dileği ile ...
Sevgilerimle...

Not: Analı Kızlı'nın Malatya yemeği olduğu ile ilgili bir çok yorum var. Tabi ki Malatya'da da yapılıyordur.
Hatta Adana, Kahramanmaraş, Diyarbakır, Tarsus da da yapılıyordur. Bu durumda bölge yemeği olarak adlandırabiliriz sanırım. Bir çok Antep yemekleri kitaplarında bu tarife rastlamışımdır.

Malatya ya da Antep ; nereye aitse aittir bir yemek. Bunu tartışmak bana göre anlamsız. Varsın Malatya'nın olsun.
Yapılan yemek masanıza şenlik kattıysa, eşinizle dostunuzla paylaşmışsanız, ağzınızın da tadı yerindeyse yemeğin menşei çok da önem taşımıyor benim için... :))

Sağlıcakla kalın...


4 Nisan 2013 Perşembe

Şekerpare

13 yorum

Merhabalar...
Çok eskilerden bir tarif şekerpare. Bebeklimutfak bloğumda da yayımlamıştım. Bazı tarifler vazgeçilmez benim için. Bu da onlardan biri. Kalabalık arkadaş grubunu ağırladığım sırada hazırlamıştım. Bu şekilde sunmak benim çok hoşuma gitti.
Fikir verir belki size de.
Tarifi eski bloğumdan aynen aktardım.

Oktay ustadan.

Malzemeler:
  • 2 yumurta
  • 1/2 pk. yumuşamış margarin
  • 1/2 su bardağı irmik
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 2,5 su vardağı un(az gelirse un ilavesi yapılabilir)
  • 1 pk. vanilya ve kabartma tozu
Yapılışı:
  • Yumurta ve margarini elimiz ile çırparak karıştıralım.
  • Şekeri vanilyayı ilave edip karıştırmaya devam edelim.
  • İrmik, un, kabartma tozu ve unu da ekledikten sonra yumusak bir hamur elde edelim. Hamurun yumuşak olması bana göre önemli. Çünkü çok eklenmiş un şekerpareyi sertleştirebilir diye düşünüyorum.
  • Tepsiyi yağlamaya gerek var mı tam olarak bilmiyorum ama ben her ihtimale karşı çok ince bir tabaka yağladım. Hamurumu istediğim boyutta yuvarlayarak fındıklarını içine batırdım. Bundan sonra şekerpareleri daha küçük yapma niyetindeyim. Tek çatallık olursa daha güzel olur diye düşünüyorum, böylece her lokmada fındık da yenmiş olur.
  • Bir yumurta sarısını ve çok az yağı karıştırarak sürelim. Bu aşamada dikkat etmeniz gereken; fındıkları batırdığımız için hamur aşağı doğru eğimli olduğundan yumurtaları buralarda biriktirmemek gerek. Yumurta kokmaması için bu önemli bir detay.
  • Bu şekilde 170 C deki fırında pişiriyoruz.
  • Bu sırada 3 bardak şeker ve 3 bardak su ile şerbetimizi hazırlayacağız. Şerbetin içine Çeyrek limonu kabuklu bir halde atalım. Bu şekilde kaynatalım.
  • Şekerpareler pişince bu sırada şerbet de kaynıyor olmalı. Her ikisi de sıcakken şekerparelerin üzerine şerbeti dökelim.
  • Şerbetini çektiğinde soğumuş da olacağından artık yiyebiliriz.
Tek lokmalık olacak şekilde küçük küçük hazırlamanızı öneririm.

Yanında bir dilim dondurma ile güzel bir ikili olacağı muhakkak.

Mutlu huzurlu günler diliyorum.
Sevgilerimle...


12 Mart 2013 Salı

Kırmızı Pancar Turşusu ve Salata

18 yorum
Merhabalar...
 
Kırmızı Pancar, hala pazarlarda ve marketlerde arz-ı endam ederken bol bol tüketmek lazım. En sevdiğim hali turşusudur.
Yıllardır mevsiminde alır hazırlarım. Uzun süre bekletmedim. Taze taze tüketmeyi tercih ediyorum.
 
Tadını bir kenara bıraktım da o renk ne muhteşemdir... Sadece renginin güzelliği bile bu turşuyu yapmama vesile belki de. Kırmızıyı her daim çok sevmişimdir. :)
 
 
Söz konusu salata ve turşu olunca açıklama yapacak pek fazla şey yok. Damak tadınıza göre tadlandırabilirsiniz.
Turşu için de sabit bir tarifim yok. Kısaca nasıl yaptığımdan bahsedeyim.
  • Kırmızı pancarı soyup dilimleyin, üzerini kaplayacak kadar su ekleyip haşlayın.
  • İstediğiniz kıvamda haşladıktan sonra, bir kenara soğuması için kaldırın.
  • Soğuduğunda muhafaza etmek için kullanacağınız kavanoza kırmızı pancarları yerleştirin. Aralarına yer yer sarımsak da soyup ekleyebilirsiniz.
  • Ayrı bir kapta kırmızı pancarları haşladığınız suyu kavonuzun alacağı kadar miktarı göz kararı ayarlayıp, içerisine tuz, sirke, limon tuzu ile bir karışım hazırlayarak kavanozu doldurun.
  • İki günde tadı yerine gelmiş oluyor. 

Daha sonrasında ise; ilk fotoğraftaki gibi çeşitli salatalarda kullanabilirsiniz.
Tek başına da yemeklerinize eşlik edebilir.
Hazır olanarak satılan kırmızı pancar turşularını da salatalarda kullanmak mümkün tabi ki. Fakat kendi hazırladığım, inatla hazırını almayıp emek verdiğim her şey beni mutlu ediyor. "Ben hazırladım" diyebilmek keyifli ve gurur verici bir şey. :)
Biz faniler; bize sunulmuş nimetleri değerlendirirken dahi gururlanıyoruz. Ben yaptım diye seviniyoruz, yeri geliyor maharetimiz için övünüyoruz hatta övgü bekliyoruz. Emek verdiğimiz yemek karşılığında küçük bir teşekkür dahi mutlu ediyor bizleri.
Yaradılışımızın tabiatında var; verdiğimiz emek karşılığında duymak istediğimiz memnuniyet belirtisi...
Neticede kendi ruhundan üfleyen de O.
Bu duygulara gark olmuşken anlıyorum Yaradana şükretmenin önemini... Dualarımız da olmasa ne ehemmiyetimiz kalırdı değil mi?
 
Mutlu, huzurlu şükür dolu bir hafta diliyorum...
Sevgilerimle...
 
Bu arada güzeller güzeli dostum, canım arkadaşım Şehr-i Bursadan Blog yazarı Çiğdemime buradan da teşekkür edeyim istedim. Fotoğraf çekebilmem için değişik örtüler hazırlayıp gönderiyor bana. Ellerine sağlık Çiğdemim...
 
** Deki; Eğer duanız olmasa Rabbimin katında ne ehemmiyetiniz var. (Furkan suresi 77.Ayet)

5 Mart 2013 Salı

Palamut Kızarma

10 yorum
 
Merhabalar...
 
Gaziantepli olarak yaygın bir balık kültürümüz yoktur fakat balık pazarının yoğunluğu, balık lokantalarının çok rağbet görmesinden anlıyorum ki halk olarak balığı seviyoruz.
 
Balığı kızartmak adetim değil fakat sanki palamut kızartılmalı ya da mangalda yapılmalı gibi bir alışkanlığım var :)) Fotoğrafta gördüğünüz; palamutun mısır unu, tuz ve karabiber karışımına batırılıp kızartılmasından elde edilmiş halidir. Palamut pek barışık olduğum balık değildir yine de.
 
Kışın en sevdiğim tarafı; balık pazarına gidip her türden balığın taze taze yer aldığı tezgahlardan oğlumla birlikte akşam için en taze balığı seçip, bol salatalı balık sofralarının hazırlanması telaşıdır...
Mevsimi geçti geçecek... Henüz taze balık bulabiliyorken sık sık hazırlıyorum.
Aile, eş dost muhabbeti de ziyafete eşlik ediyorsa o an yüzünüzde beliren belli belirsiz bir tebessüm ile durup düşünüyorsunuz; mutluluk bu kareden başka ne olabilir ki diye. 
 
Bizim mutfakta en revaçta olan hamsi tavadır. Yalnız mısır unu Trabzonlardan olmalı. Vardır böyle takıntılarım. :)) Diğer türlü eksik kalır yapılacaklar.
Hamsi tava demişken lüferi unutmayalım. Nasıl bir lezzettir o... Bu balıksa diğerleri ne diye sormadan edemem. :)) Neyseki oğlum da balık müptelası. Biran önce büyüsün, annesi ile sohbetler etsin balık sofralarında diye hevesleniyorum açıkcası.
 
Balık da, kurulan sofralar da bahane aslında. Amacın ne olduğu belli. Kurulan sofralar etrafında bir araya gelmek, bir araya gelip de sohbetler kurmak...
Yoksa  bir yumruk kadar olan miğdemizi doldurmak değil maksat. Damağımızın aldığı tad kadar ruhumuzu da tadlandırmak ...
 
Güzel bir hafta diliyorum.
Sevgilerimle...

1 Mart 2013 Cuma

Noodle

9 yorum


Merhabalar
Ailem ve  çevremdekiler tarafından çok iyi bilinir ki Ra Çin Mutfağını sever.
Çini ziyaret edenlerin hijyen nedeni ile orada aç kaldıklarını, hiç bir şey yiyemediklerini çok duymuşuzdur.

Olayın bu kısmını bilemiyorum ama ülkemizdeki China Townların oldukça güzel yemekler yaptıklarını biliyorum. İşletmeciler genellikle Türk olunca kendi kültürümüzün tadı ile harmanlanmış oluyor sanırım.

Hatta; Çin mutfağının en ilginç tatlılarından kızarmış dondurmayı yıllar öncesinde denemişliğim vardır. Sonrasında ise herhangi bir girişimim olmadı. İşi ehline teslim etmek en iyisi sanırım. :)

Noodlle ise oldukça basit bir makarna. Sebze ile zenginleştirilmiş çeşit çeşit hallerde ikram edilebilir.

Deneyince fotoğraflamadan edemedim. Haliyle paylaşma gereği hissediyorum.  




İhtişamlı bir mutfağı olan Gaziantepde China Town yok. Olmamasını da yadırgamıyorum. Malumunuz et yemekleri baş köşededir bizde.

Makarnayı nooddle dan daha lezzetli buluyorum. Tabi ki tercih meselesi. Noddle da yapmadım olmasın benimki. :))
Fotoğraftakiler için tarif verme gereği hissetmiyorum.

Gözlere şenlik.
Mutlu ve huzurlu bir hafta sonu diliyorum.

Sevgilerimle...

11 Şubat 2013 Pazartesi

*Ra Bunu Hep Yapar : Truff

9 yorum

Merhabalar...
Bu kadar sürenin ardından tatlı bir tarif ile merhaba demek iyi olacak. Yoksa hali hazırda yayımlanmayı bekleyen başka başka tarifler var ama en tatlısı buydu.

Nerelerdeydim???
İçimde kalan, eksikliğini bir türlü tamamlayamadığım ünv.okuma maceralarımdan biri daha var son zamanlarda hayatımda. 2.ci üniversine 3.üniversine ya da bilmem kaçıncı olacak...

İstediği şey oluncaya kadar rahata eremiyormuş insan!!!
Gündemdeki esas konu ise Ra'nın ne istediği? Henüz kafası karışık.

Bazen yapması gereken tek şeyin; okul dışındaki hayali olan, minik pasta atölyesini kurmak olduğunu düşünüyor. Elini eteğini herşeyden çekip, zen bir hayatın içinde kalmayı planlıyor. Hazırladığı minik cupcakeler ile insanların yüzünde tebessüm oluşturmak, mutluluklarına tanık olmak...

Hep eksik hep eksik... Bir türlü tamamlayamıyor Ra düşüncelerini, istediklerini...

Truffa gelince... Oğlumun gözdesidir kendileri. En çok sevdiği yiyecekler sorulduğunda truff da geçer saydıkları arasında.

Truff yapmak için herhangi bir tarife ihtiyaç duymuyorum. Eminim gramajlı ölçüleri olan bir çok tarif vardır. Bu kadar kasmaya gerek yok. Her halini yapmışımdır, hepsinde yaklaşık aynı tad :)
Boşverelim gramı, milimi, ölçüyü bu defa da.

Yanlış da bir nakış derler ya. O hesap benimki de. :) Her türlüsü afiyetle yeniyor.

Arta kalan kakaolu kekleri değerlendireceğiz. Arta kalan kekiniz yoksa , sırf truff için kek hazırlamak da istemezseniz hazır kek kullanabilirsiniz. Benim kullanmışlığım vardır. :)

Bir kutu çiğ kremayı, 2 paket 80 gr lık istediğiniz herhangi bir çukalata ile benmari de eritin. Kakaolu keki ufalayıp, erittiğiniz çikolata ile karıştırın. Soğuması için bekleyin. Katılaşınca şekil verip truff kaplarında servis edebilirsiniz.

Trufu istediğiniz gibi zenginleştirebilirsin. Karemelize fındık kırıntısı ile çok yakıştırıyorum. Evdeki malzemelerle uyarlanacak oldukça pratik ve gösterişli. Çikolata sevenler için vazgeçilmez.

Benden şimdilik bu kadar.

Sevdiklerinizle geçireceğiniz musmutlu bir hafta diliyorum.

Sevgilerimle....

21 Aralık 2012 Cuma

Şiveydiz

18 yorum


Merhabalar,
 
Yemek yemenin , güzel ve farklı tadların sürekli peşinde olan ben, son zamanlarda abartılı bir hale gelen kilolarım nedeni ile hayata bakışımı hatta yemeğe bakışımı oldukça değiştirdim. Değiştirmek zorunda kaldım demek daha yerinde olacak sanırım.
 
Memnun değil miyim diye sorarsanız, kesinlikle memnun ve mutluyum.
Yemek ile ilişkimi değiştirmek bana ne kattı derseniz; sanki zihnimde bir besin hesap tablosu var da yemek üzere olduğum her ne ise onu hesaplayıp öyle tüketiyorum. Vücuduma protein mi, karbonhidrat mı, vitamin mi, şeker mi her ne giriyorsa hesaplamaya başladım.
 
Aldığım kalorinin yakımı için kaç saat yürümem gerektiğini düşünerek bir çok şeyi yemekten vazgeçebiliyorum örneğin.
Spor yapmanın vücudu yoran bir aktivite olduğunu düşünmeyi bir kenara bırakıp sağlığım için olmazsa olmaz bir kaide olduğunu anladım. Sağlığım için bir şeyler yapmanın hazzı da bambaşka.
 
Yemek ile ilişkimi değiştirmek ; beslenme alışkanlıklarımı değiştirmenin yanı sıra şimdilik benden bir 5 kiloyu da götürdü. Kesinlikle daha mutlu ve zindeyim.
 
Hal böyle olunca yeni yeni ısınıp girdiğim mutfağımda daha hafif şeyler hazırlanıyor. Yayımlamak için tarif bulmakta ise zorlandığımı itiraf edebilirim. :) 

 
Şiveydiz çocukluğumdan bu yana şehrimin en sevdiğim yemeklerinden biridir. Antep mutfağı her zaman bende hayranlık uyandırmıştır.
 
Daha önce de bahsetmişimdir ne kadar çok eleştirsem de Antep'i, farklı bir tınısı var bu şehrin bende... Bu nedenledir ki bırakıp gidemiyorum. Gidip de Türkiyenin en güzel yerlerinden biri olan Bodruma yerleşemiyorum. Bodrumda 4. kuşak var şimdi ailemden... Sanırım henüz bu kararı verebilecek kadar sıkılmadım buradan. :)
 
Bazen Bodrum yerine hala Antepde yaşıyor olmam garipsenebiliyor çevremdekiler tarafından. :)  Böyle zamanlarda ne diyeceğimi bilemiyorum. Neden hala buradayım ki diye kendime sormadığım olmuyor değil hani. Bakalım zaman denilen kavram neler çıkarak karşımıza.
 
Biraz da Şiveydizden bahsedeyim sizlere.
 
Bu yemek için tam ölçü vermek zor benim için. Göz kararı ölçülerle yapmanızı önereceğim haliyle.
 
  • Az yağlı kuşbaşı doğranmış kuzu eti ve nohut haşlanır. 
  • Yeşil sarımsak uzunca doğranır ve haşlanmış et ve nohudun üzerine eklenir. Onlar da pişinceye kadar ocakta tutulur. Dilerseniz pırasa ile de yapılabilir. Her ikisinden de ilave ederek de yapılabilir.
  • Diğer tarafta yoğurt sos hazırlanır. Yoğurdu kestirmeden hazırlamak önemli burada. Kısık ateşte süzdürülmüş yoğurda bir kaşık un ve bir yumurta ilave edilip, sürekli çırparak pişirilir.
  • Sonrasında yoğurt sos ve etli, nohutlu ve sarımsaklı karışımı kavuşturabilirsiniz.
  • Üzerini de dilerseniz kızdırılmış yağda hasbir ya da nane yakarak süsleyebilirsiniz.
Şimdilik benden bu kadar...
 
Beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirmenizi ve daha sağlıklı bir yaşam için çalışmalara başlamanızı diliyorum. Sonra da incelip çevrenizdekiler tarafından kıskanılmanın hazzını yaşayın... ;)
 
Musmutlu hafta sonları size...
Sevgilerimle...
 
 

4 Aralık 2012 Salı

Bademli Gevrek (Biscotti) ile Başlangıç

21 yorum

Mutfakla aramdaki buzları eritmem gerekti artık. Hafta sonu büyük bir acemilikle yaptım gevreklerimi. Kırmızı kitchenaid tüm ihtişamı ile mutfak tezgahında sergilenirken onun karıştırıcı olduğunu unutup aksesuar mı sandim bilemiyorum, kendim yağurdum gevrek hamurunu...
Hamur parmaklarıma yapışıp da yoğurmakta zorlandığım an aklıma bir hamur yoğurma makinemin olduğu geldi ve kendime güldüm. Herşeyi nasıl da unutmuşum diye :)

Sürekli tozunu aldığım aksesuarım olmuş meğer...

Ayrı kaldığım dönemde mutfakta olmanın huzur ve mutlulukla çok ilintili olduğunu anladım. En azından benim için öyleymiş...

Eminim bir çok kişi biliyordur gevrek yapımını. Çayını benim gibi tek başına sevmeyenler, hemen bozulmayıp uzun süre kalsın ara sıra yerim diyenler için önerilir...

Bademli Gevrek (Biscotti )
*cup ile ölçülmüştür.

Malzemeler :
  • 3/4 cup badem
  • 3 yumurta
  • 2 cup un
  • 1 cup fındık unu
  • 3/4 su bardağı şeker
  • bir tutam tuz
  • 1/2 paket kabartma tozu
  • 1/2 paket vanilya
Yapımı :
  • Fırını 170 derecede ısıtın.
  • Teflon tafada bademleri kavurun ve soğuması için bekletin.
  • Yumurtaları çırpın, un, fındık unu, şeker, kabartma tozu, vanilya ve tuzu ilave edip yumuşak bir hamur elde edip, 10-15 dk hamuru dinlendirin.
  • Hamuru rulo yapıp pişirin.
  • Biraz kızarınca fırından çıkarıp, dilimleyin, tekrar fırınlayın ve gevrekler tüketilmeye hazır.


Abidin Dino'nun bir resim çizip de işte bu mutluluğun resmi dememiş olması ne iyi. O da Nazıma cevabında demiş zaten;



"Yapardım mutluluğun resmini


Buna da ne tual yeterdi;
ne boya..."
 


 
 

Bunlar benim mutluluk fotoğraflarım.
Zihnimin çekmecesinde fotoğrafın yanında kokuları da var.

Sonbaharın mucizevi güzelliğine tanık olmak öyle güzel ki... Oğlum ve arkadaşlarımızla yürüyüşe çıkıp ardından yapılan kahvaltılar...
Çayın ya da kahvenin yanına hazırlanan kurabiyenin evdeki kokusu... Mutluluğun kokusu değil de nedir ki...

 
Ağzının tadı olsun insanın, kalbinin huzuru olsun, sağlığın sıhhatin de yerindeyse daha ne olsun... 
Kim ne demiş, kim ne yapmış bize ne.


Sevgilerimle...


 

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Peynirli İrmik Helvası

24 yorum

Merhabalar,
İnsanın mutfakla arasının iyi olması için, hayatında mutlu etmek istediği insanların var olması gerekiyor. Siz ne düşünürsünüz bilmem ama mutfakta olmanın mutlulukla alakası var...
Bundandır ki mutfağa son günlerde sadece su içmek için uğruyorum. Haliyle blogum da sessizleşti.

Eskilerden kalan bir tarif Peynirli İrmik Helvası. Ani tatlı krizleri için, bir çırpıda yapılabilen nefis bir tatlı...

Malzemeler :
  • 1 su bardağı irmik
  • 1 su bardağı şeker
  • 1,5 su bardağı su
  • 2 - 3 yemek kaşığı tereyağ
  • Yeteri kadar tuzsuz Antep peyniri (2-3 adet)
  • üzerine tarçın
Yapılışı:
  • Derin bir tencerede tereyağı eritelim ve irmiği ekleyelip pembeleşinceye kadar kavuralım.
  • İrmik rengini aldıktan sonra şekeri ilave edip bir kaç dakika bu şekilde kavuralım.
  • Bu karışıma soğuk suyu da ilave edelim ve suyunu çekene kadar pişirelim.
  • Son olarak da ince ince dilimlediğimiz Antep peynirlerini ekleyip karıştıralım ve ocağı kapatalım.
  • Tencerenin kapağını kapatıp 1-2 dakika kadar dinlendirelim. Böylece peynirler de erimiş olacaktır.
  • Tarçın, ceviz ya da fıstık ile servis edebilirsiniz.


Aşçının notu: Kesinlikle önerilir. Anteplilerin dolabında her daim hazır bekleyen tuzsuz peynir vardır. Künefe yapılabilen herhangi bir peynir de olabilir. Peynirin tuzsuz olması ve kaşar gibi eriyor olması önemli.

Mutlu bir hafta diliyorum.
Sevgilerimle...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Antep Mutfağından Parmak Kebabı

25 yorum

Uzun bir sessizlikten sonra merhabalar...

Yaz geldi ya artık patlıcan yemeklerinin sayısı artar Anteplilerin mutfağında. Patlıcan çeşit çeşit hallerde sofralara gelir. Patlıcan kebabı yaz mevsiminin kral yemeği. Ardından alinazik. parmak kebabı, patlıcan söğürme, patlıcan doğrama vs. vs...

En sevdiğim yemeklerden biri de Parmak Kebabı. 
Normalde tencere yemeğidir kendileri fakat ben fırınlayarak pişirdim. Daha güzel bir görüntüsü olduğu muhakkak. Lezzeti de aynı.
Kesinlikle denemenizi öneririm.

Bire bir ölçü vermeyeceğim. Göz kararı malzeme ile hazırlanabilecek çok kolay bir yemek.

  • Patlıcanları alacalı soyun, parmak kalınlığında ve uzunluğunda dilimleyin, tuzlu suda bekletin.
  • Bu sırada kuşbaşı doğradığınız eti (ben haşlamalık boyun eti kullandım) kavurun.
  • Ardından soğan ve domates ilave ederek kavurmaya devam edin.
  • Üzerine bir miktar su koyun, baharatını, tuzunu ilave edip, kısık ateşte pişirin.
  • Bu sırada patlıcanları ve yeşil biberi kızartabiliriz.
  • Fırın tepsisine patlıcanları yerleştirin, diğer tarafta haşladığınız eti suyu ile birlikte üzerine ilave edin.
  • Biber ve domatesleri üzerine yerleştirip, 30 dk kadar fırınlayın.

Tencere yemeği olarak da hazırlayabilirsiniz. Patlıcanları daha büyük halde kızartıp, bu haliyle de pişirebiliriz.
Her çeşiti aynı lezzette, güzellikte...
Memleketimin mutfağından seçmeler...
Hoşçakalın.
Sevgilerimle...

30 Nisan 2012 Pazartesi

Çağla Aşı ve Gaziantep ...

14 yorum


Merhabalar. 

Tüm haftasonumu mutfakta geçirdim. Son zamanlarda üzerimde bir yöresellik var ki sormayın. Ehh kolay değil mutfağı ile ünlü bir şehirde yaşamak. Haliyle tanıtmak istiyorum farklı tadları. Benim da daha önce hiç denemediğim, annemden dahi yemediğim bir yemek Çağla Aşı.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi şehrimizin kültürünü anlatabilmek adına bir çok çalışmalar yapıyor. Bunları beğeni ile takip ediyorum. Ben de bir elçi olarak düşündüm kendimi ve çorbada benim de tuzum bulunsun istedim. Yemek blogumun olduğunu bilinmeden, tesadüfen hediye edilen Gaziantep Belediyesi Kültür Bölümünün hazırladığı* Gaziantep Mutfağına ait bir yemek kitabım var. Hatrı sayılır ölçüde yemek kitabım ve dergim olmasına rağmen bu kitabın yeri benim için ayrı.

Kitaptaki tariflerin her biri kültürümün bir parçası, her birini severek yapıyorum. Hepsine aşinayım. Yapım inceliklerini biliyorum. Farkettiğim ise bu yemeklere sayfamda çok az yer verdiğim.
Bu nedenle kendi yöremin yemeklerine ağırlık vermek istiyorum...
  
  


Yemek tarifini vermeden önce bahsetmek istedim; Gaziantep mutfağında yoğurtlu yemekler ağırlıklıdır. Ve yapım şekli hemen hepsinde aynıdır. Ana malzemenin değiştirilmesi ile çeşitlendirilir.
Örmeğin çağla yerine, patetes eklendiğinde yoğurtlu patates yemeği olur.

Çağla Aşının yapımı ise şöyle ;
  • Düdüklü tencerede et ve nohut haşlayın.
  • Çağlaları ikiye bölüp, içini boşaltın ve ayrı bir tencerede haşlayın. Haşladıktan sonra suyunu değiştirin.
  • Haşlanmış et ve nohuta, yine haşladığınız çağlayı ekleyip bir taşım kaynatın.
Diğer taraftan yoğurt sosunu hazırlamak için ;
  • Süzdürülmüş yoğurta bir yumurta kırın ve çırpın. Kısık ateşte ılıklaştırın.
  • Yemeğin suyundan ilave edip karıştırın. Sonra da sos ile yemeği karıştırın.
  • Küçük bir tavada yağı kızdırın ve haspir atın. Yemeğin üzerine dökün.
  • Haspir yerine kuru nane de kullanılabilir. 
Bu yemeğin salçalısını da yapmak mümkün. İlk defa deneyip tadına bakmış biri olarak kişisel düşüncem ise güzel bir yemek fakat sürekli yapmalıyım hissi uyandırmadı bende.

Ayrıca yakın zamanda Gaziantep Rehberi hazırlamak için çalışmalara başlayacağım. Gaziantep'e gelip de neler yapılır diye düşünenler için önbilgi olur diye düşünüyorum. O kadar çok şey var ki bu konuda yazmak istediğim. Şimdiden onlarca fikir var aklımda sıralanan.... :)

Seviyorum bu şehri... Ailem burada olmasa da, kopup gidemiyorum buralardan... Sanki başka bir şehirde nefes alamayacakmışım gibi...

Huzur dolu bir hafta geçirmeniz dileği ile...
Sevgiler... 

Kitabın yazarı M.Ragıp GÜZELBEY - Şiveydiz

16 Nisan 2012 Pazartesi

Ispanaklı Peynirli Rulo Kek

26 yorum

Merhabalar...
Umarım iyi bir hafta sonu geçirmişsinizdir ve enerji dolu başlamışsınızdır yeni haftaya. Baharın tazeliği, güzelliği hiç şüphesiz benim enerjimi yükseltiyor.

Mutfaktayım son zamanlar. Uzun süredir planladığım, not alıp da en kısa sürede yapmalıyım dediğim tarifleri denemekle iştigalim.

Farkettiğim ise; nedendir bilemiyorum hala içimdeki acemiliği atamamışım. 6 yılı aşkın süredir blog yazarıyım, ayrıca yabancı ve yerli blogların takipcisiyim. Buna rağmen her yeni tarife endişeyle yaklaşıyorum. Yapamayacakmışım gibi... Olmayacakmış gibi hissediyorum.

Endişelerime rağmen hayalimde bir tarif var ise kendi ölçülerimle istediğim lezzete ulaşabiliyorum.
Küçük bir resim esin kaynağım olabiliyor. Geri kalanı damak tadınıza kalmış...

Ispanaklı Peynirli Rulo Kek için de tereddütlerim vardı. Yabancı bir blogda resmin gördüm. Geri kalanı ise kendi ölçülerim ve sevdiğim sebzeler...
Tarifine gelince;

Ispanaklı Peynirli  Rulo Kek için;
  • 300 gr temizlenmiş ıspanak
  •  2 yumurta
  • 100 ml ekşi krema*
  • 4 yemek kaşığı tepeleme un
  • 1 tatlikaşığı kabartma tozu
  • 1 tatlikaşığı tuz
  • 30 ml zeytinyağ
İç Harcı için;
  • 300 gr labne peynir
  •  2 havuç
  • 1 kuru soğan
  • Konserve mantar
  • Üzerine rendelenmiş kaşar
 Yapımı:
  • Ispanakları haşlayıp suyunu süzdürün. Rondada ince kıyın.
  • Yumurtaları çırpma teli ile biraz çırpın.
  • Eşki kremayı, unu,tuz, kabartma tozunu da ilave edip karıştırın.
  • Ispanakları ve yağı da ekleyip , homojen bir karışım elde edin.
  • Yağlı kağıt serdiğiniz diktörtgen bir çemberde 160 derecede pişirin.**
  • Piştikten sonra yağlı kağıdından çıkarın ve tekrar aynı kağıt ile rulo yapın, nemli bir beze sararak yaklaşık yarım saat kadar bekletin. Bu sırada iç harcını hazırlayabilirsiniz.
*Ekşi Krema; 100 ml elinizi hafif yakacak kadar ısıttığınız süte 1-2 yemek kaşığı limon suyu (sirke de olabilir) ilave edilir, 10-15 dk bekletilerek hazırlanır.
**18-28 cm ebatlarında diktörtgen bir çemberim var. Rulo keklerimi bununla yapıyorum ve ölçüleri çok ideal oluyor. 
  • İncecik doğradığınız soğanı çok az yağ ile biraz kavurun ve rendelediğiniz havuçları da ekleyerek pişirmeye devam edin. Havuçlar diriliğini kaybedince soğumaya bırakın.
  • Labne peynirini kağıt havlu üzerine çevirin, böylece süzdürmüş oluyoruz.
  • Dinlenmiş olan ıspanaklı kekimize labne peynirin 2/3 lük kısmını sürüyoruz.
  • Havuçlu karışımı üzerine seriyoruz, ardından da ince dilimlediğiniz konserve mantarları dizin ve rulo yapın.
  • Kalan peyniri de üzerine sürün ve kaşar rendesi ile süslemeyi tamamlayın.
Orijinal resimde havuçlu karışım yerine salam dilimlenmişti. Salam ile daha iyi bir görüntü elde edebilirsiniz.
Mantar, havuç, labne karışımının ıspanaklı bir kek ile uyumuna ben bayıldım.
Kesinlikle önerilir.
Biraz uğraştırıcı gibi görünse de zengin görünümlü bir kahvaltı seçeneği bence.
Denerseniz afiyet olsun.

 
Gönlünüzce geçireceğiniz mutlu bir hafta diliyorum.
Sevgilerimle...
 

*Ra Mutfakta Design by GeCe's Blogger Templates © 2010