• Bademli Gevrekler
  • Baharatlı Fındıklı Kurabiye
  • Susamlı Cipsler
  • Bergamot Limonu Reçeli
  • Balkabaklı Rulo Pasta
  • Şiveydiz...

20 Aralık 2013 Cuma

Kaymaklı Poğaça

3 yorum


 
Merhabalar,
Yumuşacık dokusu, mis gibi damağa yayılan kokusu ile sabah kahvaltılarınızı şenlendirecek bir poğaça bu.
İçerisinde mayanın olmayışından dolayı poğaçadan çok çöreği andırıyor. Çok kolay hazırlanıyor olması kısıtlı zamanı olanlar için cezbedici olabilir. 


Malzemeler:
  • 125 gr kaymak
  • Yarım çağ bardağı sıvı yağ
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • Yarım su bardağı rendelenmiş beyaz peynir
  • 1 yumurta
  • 1 pk kabartma tozu - tuz
  • Aldığı kadar un
  • İsteğe göre çok az dereotu-maydanoz-nane
  • Üzerine yumurta sarısı
Yapımı:
  • Yoğurma kabına; kaymak, sıvıyağ, peynir, yoğurt, yumurta, dereotu, maydanoz ve tuzu alın.
  • Kabartma tozu ve azar azar un ilave ederek yumuşak bir hamur elde edinceye kadar yoğurun.
  • Hamurdan küçük parçalar koparıp, yuvarlayın.
  • Yağlanmış fırın tepsisine dizin ve yumurta sarısını sürün.
  • 180 derece önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
  • Ilık olarak servin edin.

Bir önceki yazımda hayattaki güzellikleri yakalamak sizin elinizde demiştim. Pratikte zor, teoride telaffuzu kolay bir cümle. Nasıl yakalanır, nerede bulunur bu güzellikler diye sormadan edemiyor akıl.
Kaldı ki, kadını cinsel obje, erkeği finans kaynağı olarak görmenin ötesine geçirememiş,
Ne düşündüğünden çok; ne yiyeceğine, ne giyeceğine önem veren,
Kabul edilir olanın marka ve lüks olduğunu sanan,
Karşısındakinin düşüncelerinin de en az kendininki kadar önemli olduğunu düşünemeyen,
İnsanların çeşitli maskeler ile birbirini aldattığı bir toplumun parçası isen tabi ki çok zor... Bu listeye onlarcası daha eklenebilir.

Bu sorgulamalar sırasında Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde piramidin hangi katmanında  olduğumuzu düşünüyorum. Piramidin ilk basamaklarındaki; fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyacı, sevme-sevilme ihtiyaçlarını henüz tamamlayamamış, çeşitli tabulardan dolayı bastırılmış duygular yaşayan, namusun sadece kendinde var olduğunu sananların tabi ki üst basamaktaki saygı-saygınlık, bilme-anlama, hümanizm, sosyal kalıplaşmaya direniş, içten geldiği gibi davranma, kendine yetme, sanat, estetik gibi kavramları algılaması ve sosyal hayatına adapte etmesi beklenemez.

Bu nedenle trafikte; küfredercesine araç kullananların, delicesine kornaya abananların, yolu sadece kendine ait sananların hayat ile ilgili sorunları olduğunu düşünürüm. Henüz tamamlanmamış basamakları var der, gülüp geçerim. Başka türlü bu şehirde akıl sağlını korumanın imkanı yok gibi.

Pek zor güzeli görmek, güzeli yaşamak... Bu nedenledir Depresif Pollyanna hallerim.

Hal böyleyken çok uzağa gitmeden işe kendimizden başlayıp, zor anlarda kullanılmak üzere "kişisel ilkyardım çantası" hazırlamak lazım...

Kişisel ilkyardım çantasını da bir sonraki yazıda konuşalım...

Sağlıcakla kalın.

Mutlu hafta sonları...

Tarif Sofra Dergisinden alınmıştır.

6 Aralık 2013 Cuma

Maklube Pilavı

7 yorum
 

 
Merhabalar...
 
Maklube Pilavı bir Arap yemeği olduğundan, adını Arapçada ters çevirmek anlamında kullanılan "maklub " kelimesinden almış. Arap kültürünün hakim olduğu Mardin ve Siirt tarafında çokça yapılan yemeklerden biri.
Ben ise yıllar önce blogdaki arkadaşlarımdan görmüş hazırlamıştım.
 
Davet sofralarında oldukça ilgi çekici olmasının yanında çok da beğeni kazanması en güzel taraflarından biri.
Hazır son günlerin popüler yemeği iken ben de burada sizlere anlatmak istedim. 
 


Pilavın çok değişik hazırlanış şekilleri var. Herkes kendi mutfağının şefi olduğundan istediği gibi çeşitlendirip, şekillendirebilir. Mutfakta olmazsa olmazları asla sevmemişimdir zaten.
  • Patates ya da patlıcan kızartılıp zemine yerleştirip hazırlanabilir.
  • Kızartılan patlıcan ya da patatesleri zemine yerleştirmek yerine pilavın çevresini saracak şekilde tencereye dizerek de pişirilebiliyor.
  • Et kavururken çam fıstığı ve badem eklenebilir. Pilavını da farklı baharatlar ile tatlandırabilirsiniz.
  • Et yerine tavuk kullanılabilir.
Kızarmış sebzeler pilavı ağırlaştıracağından kullanmamayı tercih etmiyorum. Sadece et ve pilavın uyumu da oldukça güzel zaten.

Malzemeler:
  • 1kg kuzu eti
  • 1 su bardağı pirinç
  • 1.5 su bardağı et suyu ve su karışımı
  • Yeteri kadar tereyağ
  • 1 adet kuru soğan
  • Tuz-karabiber
Servis için ; mevsim salatası ve yoğurt

Yapımı:
  • Eti ve kuru soğanı bir miktar su ile tuzunu ilave ederek haşlayın.
  • Eti haşladıktan sonra bir kevgir yardımı ile pilavı pişireceğiniz tencereye alın.
  • Et suyunun içindeki haşlanmış kuru soğanın bir kısmını buraya alabilirsiniz. Dilerseniz kuru soğanı et suyu ile haşlamayıp bu aşamada doğrayıp kavurabilirsiniz de fakat eti haşlarken kuru soğanın ete kattığı lezzeti çok beğeniyorum.
  • Eti bir miktar tereyağ ve çok az karabiber ile biraz çevirin ve tencerenin tabanına kaşık ile boşlukları kapatacak şekilde düzenleyin.
  • Yıkadığınız pirinçleri etin üzerini kapatarak ilave edin.
  •  Pirinci ölçtüğünüz kap ile 1 bardak et suyu, yarım bardak kaynamış suyu pirinci dağıtmadan ekleyin.
  • Tereyağ ve tuz ilave ederek kısık ateşte pilavınızı pişirin.
  • Suyunu çektikten kısa bir süre sonra genişçe bir tepsi ya da tabağa tencerenizi ters çevirin.
  • Yağsız salata ve yoğurt ile servis edin. 



Antep sofralarının vazgeçilmezi köfte, kısır gibi,  Çeçenlerin cirdingişi, muharrem ayının aşuresi gibi tek başına yenilmeyen, kalabalığı seven bir pilav.

Kocaman kalabalık sofralarda lezzet ile buluşmanın en keyifli hali belki de. Bence bu tür yemekler aile içi motivasyon için de oldukça önemli. Hatta çocuklarınızın hafızasında bu tür yemekler ile yer edinebilirsiniz. Tam bir anne spesiyali yani...

Oğlum Utku'nun en sevdiği pilav budur. Yıllar sonra annesinden uzaktayken bir koku anımsayıp "ahh ahhh annemin pilavı olsa da yesem" diyecektir belki de.

Kokunun insan hafızasındaki bu yaramaz oyununa psikolojide Proust etkisi (Proustian Memory) deniyor. Fransız romancı olan Proust'un 17 yılda yazdığı "Kayıp Zamanın İzinde" adlı 7 ciltlik kitabı; yediği madlen(madelein) kurabiyenin kokusu ile çocukluğuna dönüşü ve geçmişini anımsaması ile başlar.

Hepimizin hafızasında yer edinmiş "madlen kurabiyeleri" vardır. Bazı zamanlar olur ki, binamıza girdiğimde her daireden yayılan yemek kokusu ile ne piştiğini tahmin etmeye çalışırken, birden anneannemin apartmanındaki kokuyu anımsayıp merdivenlerde telaşla koşup anneanne ve dedesine kavuşmaya çalışan küçük kız çocuğu oluyorum. Ya da naftalin kokusunun çocukluğumun o çok merak ettiğim, efsunlu hissettiğim sandık odalarına götürmesi gibi...

İnsanın kendi kokusuna ve sesine yabancı olması da garip bir ironiyi barındırır içinde.
Hal böyle iken eşiniz, dostunuz, çocuklarınız ile geçireceğiniz her yaşanmışlığın kokusunun varlığını düşünürsek, hepsi geleceğe atılmış birer ilmik...
Tüm bu ilmiklerin hepsinin güzel olması mümkün olmayabilir, fakat güzellikleri yakalamak sizin elinizde.
Geleceğinize güzel ilmikleri atabileceğiniz, mutlu bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile...

Sağlıcakla kalın.

4 Aralık 2013 Çarşamba

Kaşarlı Ekmek

5 yorum
 
Merhabalar.
Basit ve sade olmasına karşın bir o kadar da lezzetlidir kaşarlı pide.
Sadece kaşar ve ekmeğin buluşmasından meydana gelmediğine bakmayın.
Küçük dokunuşlarla tadına doyulmaz bir lezzet oldu.


Malzemeler:
  • Hamburger ekmeği
  • 2 yemek kaşığı tereyağ
  • Yarım çay bardağı süt
  • Yeteri kadar kaşar peyniri
  • 1 küçük diş sarımsak
  • tuz-karabiber
  • süslemek için maydanoz
Yapımı:
  • Hamburger ekmeğinin üst kısmından tamamını kesmeyecek şekilde kare dilimleyin.
  • Tereyağını eritin, sarımsağı rendeleyin, süt tuz karabiberi bir karışım yaparak ekmeğin aralarını açarak bu karışım ile ıslatın.  
  • Kaşar peynirini ekmeğin dilimleri arasına yerleştirin.
  • 180 derecede üzeri kızarıncaya kadar fırınlayın.
Hamburger ekmeği bulamazsanız somun ekmek ile malzemeleri aynı oranda arttırarak hazırlayabilirsiniz.



 
Zihnimin çekmecesinde bir çok anı var bu ekmek ile ilgili. Günün herhangi bir saatinde sınavdan çıkmış gelmiş, açlıktan gözü dönmüş bir arkadaşınızı bu güzel ekmek ile memnun etmek çok kolay örneğin. Aniden planlanmış pazar kahvaltılarında ya da kurt gibi acıkmış çocuklara bir çırpıda hazırlanacak alternatifler arasında olabilir.
En çok kahvaltıya yakıştırıyorum. Yanına pek çeşit istemeyen kaşarlı ekmek, salatanın da eşlik edeceği mütevazi sofralar için birebir.
 
Yemek hazırlamanın keyif verdiği, mutfakla barışık olduğum zamanlar vardır. Hal böyle olunca bu anları değerlendiririm. Eş dost ile aynı sofrada olmak, yemeklere lezzet katan muhabbetlerin olduğu buluşmalar başlar. Fotoğraflayıp anı çekmecemize attığımız anlarımızdan en keyifli olanları bana göre.
 
Böyle zamanlarda on beş çeşit yiyeceğin olduğu masalar hazırlamışlığım dahi vardır. Anadolu kültürünün verdiği o misafirperverlik duygusunu bir Antepli olarak abartmış da olabilirim evet. Belki içinde biraz gösteriş de olabilir. Ya da kendini kanıtlama  çabası. Siz buna ne derdiniz bilemem ama bir süre sonra buna ne gerek var diye sorgulamaya başladım.
 
Leonardo Da Vinci'nin "sadelik en büyük gelişmişlik düzeyidir" anlayışı ile yola çıkıp asıl olanın kendine zaman yaratmak ve o zaman dilimini sevdiğin insanlar ile paylaşırken içtenlikle göz göze gelebilmek olduğunu anlıyorum. Yemekmiş, masaymış, düzen tertipmiş, kullandığın yemek takımı, masanın örtüsü, peçetenin rengi vs. bunların hepsi basit ayrıntılardan ibaretmiş. Samimiyetin olmadığı masaların aslında hep eksik kaldığıymış.
 
Kocaman hırslarımızın olduğu bu dünyada küçük mutluluklara hayatınızda yer açmanız dileğiyle.
 
Sağlıcakla kalın...
 
Bu tarifi ilk olarak Sağlıklı Mutfak yazarı sevgili arkadaşım Hilalde görmüştüm. Sevgilerimi iletiyorum buradan da.
 
 

*Ra Mutfakta Design by GeCe's Blogger Templates © 2010